Deyim Nedir

Deyim kavramı için TDK sözlüğünde vurgulananlar; gerçek anlamından genellikle az çok ayrı kullanıldığı, kendine özgü bir anlam taşıyan söz öbekleri olduğu ve bir tabir olduğudur. Tanımdan da anlaşılacağı gibi deyimler birden fazla sözcüğün bir araya gelmesiyle oluşur. Sözü daha etkili hale getirmek için çoğunlukla mecaz anlamlı kullanılırlar. Kalıplaşmış ifadeler oldukları için sözcüklerin yerleri değiştirilemez. Değiştirildiğinde anlam bütünlüğü bozulmuş olur. Örneğin “Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş.” deyimini “Tencere yuvarlanmış tabağını bulmuş.” şeklinde ifade edemeyiz.

Deyimlerin Özellikleri Nelerdir?

• Deyimler anonimdirler. Yani ilk söyleyenleri belli değildir.

• Deyimler ayrı yazılırlar: etekleri zil çalmak, gözüne girmek.

• “Dilinde tüy bitmek” örneğinde olduğu gibi çoğunlukla gerçek anlamlarından uzaklaşarak yeni bir anlam kazanırlar. Yani çoğunlukla mecaz anlamda kullanılırlar.

• Deyimlerin çoğu mecaz anlamlı olmakla beraber gerçek anlamlı olanları da vardır: hem suçlu hem güçlü…

• Çoğunlukla mastar ekleri “-mak, -mek” ile kullanılırlar: ağzını aramak, bin dereden su getirmek.

• Cümle biçiminde olan deyimler de vardır: Atı alan Üsküdar’ı geçti. Dostlar alışverişte görsün.

• Mastarla bitmeyen, cümle şeklinde olmayan, birleşik sözcük gibi kullanılan deyimler de vardır: kaşla göz arasında, bağrı yanık.

• Kalıplaşmış ifadelerdir. Sözcüklerin yerleri değiştirilemez. Aynı anlamı karşılasa bile yerine başka sözcük konulamaz. Başına talih kuşu konmak deyimi kafasına talih kuşu konmak biçiminde ifade edilemez.

• İki ya da daha fazla sözcüğün bir arada kullanılmasıyla oluşan söz gruplarıdır.

• Çok fazla kelimeden oluşmuş olsalar da tek bir durumu karşılarlar. Örneğin “Atı alan Üsküdarı geçti” deyimi bir fırsatın kaçırılması anlamına gelir.

• Deyimler başka dillere tercüme edilemezler.

Örnekler:

• Açığa vurmak: Gizli bir şeyi ortaya çıkarmak, herkese duyurmak.

• Ağzı kulaklarına varmak: Çok sevinmek.

• Bağrına basmak: 1.Kucaklamak. 2. Biriyle ilgilenmek, onu korumak.

• Bereket versin: Bir kişinin herhangi bir durumdan hoşnut olması.

• Can atmak: Herhangi bir şeyi arzuyla, şiddetle istemek.

• Dokuz doğurmak: 1.Bir işi sıkıntıyla sonuca ulaştırmak. 2. Merakla, sıkıntı içinde, heyecanla beklemek.

• Eli kulağında: Beklenen haberin gecikmemesi

• Pabucu dama atılmak:  Bir kişinin kendisinden üstün birinin çıkması ile ilginin diğer kimseye kayması.

• Tereciye tere satmak: Birine zaten çok iyi bildiği bir şeyi öğretmeye kalkışmak.

(Alıntıdır)

https://egitim.com/deyim-nedir-deyimlerin-anlamlari-ve-ozellikleri

Söz Varlığımız

Deyimler:

Belirli durumları daha etkili ifade edebilmek için kullanılan söz gruplarıdır.

– En az iki kelimeden oluşurlar. (Göze batmak, etekleri zil çalmak)

– mecaz olabilirler.

– fiil, isim, cümle şeklinde olabilirler.

Göz atmak (fiil)

Alnı açık yüzü ak (isim)

Atı alan Üsküdar’ı geçti. (Cümle)

Atasözleri:

Öğüt ve ders veren, kalıplaşmış, anonim cümleler.

Damlaya damlaya göl olur.

Özdeyişler:

Söyleyeni belli olan özlü sözlerdir.

Sorun çözerken sonuca, hedefe giderken sürece odaklan. (Haşim Sönmez)

Sözcükte Anlam 5

İkilemeler

Ayrı yazılırlar ve aralarına noktalama işareti getirilmez.

– aynı sözcüklerden oluşan (yavaş yavaş)

– eş anlamlı sözcüklerden oluşan (güçlü kuvvetli)

– yakın anlamlı sözcüklerden oluşan (doğru dürüst)

– zıt anlamlı sözcüklerden oluşan (ileri geri)

– biri anlamlı diğeri anlamsız sözcüklerden oluşan (yarım yamalak)

– her ikisi de anlamsız sözcüklerden oluşan (langir lingir)

– yansıma sözcüklerden oluşan (hışır hışır)

– m ünsüzü ile oluşturulan (kitap mitap)

Sözcükte Anlam 2

Sözcükler Arası Anlam İlişkileri

Eş anlam: Yazımları farklı anlamları aynı olan sözcükler.

Al-kırmızı

Kuşku-şüphe

Zıt anlam: Birbirinin tam tersi anlamları karşılayan sözcükler.

İniş-çıkış

Büyük-küçük

Not: Bir sözcüğün olumsuzu zıttı değildir.

Gelmek

Gelmemek (zıt anlam değil)

Gitmek (zıt anlam)

Not: Anlamları belirlerken cümledeki kullanımlarına dikkat ederek belirlemeliyiz.

Eş sesli (sesteş): Yazılış ve okunuşları aynı, anlamları farklı olan sözcükler.

Bugün dolu yağdı. (Hava olayı olan dolu)

Dolap tıka basa dolu. (Çok fazla bulunmak, tama yakın bulunmak)

Not: Sesteş sözcükleri “ortak kök” le karıştırmayalım.

Ortak kök sözcüklerin aralarında anlamsal bağ vardır. Sesteş sözcüklerde yoktur.

Bugün bahçeyi boyadık. (Boyamak eylemi)

Masa için boya aldık. (Boyamada kullanılan nesne)

SÖZCÜKTE ANLAM

Gerçek Anlam

Bir sözcüğün sözlükteki ilk anlamı ve bu anlama bağlı olarak oluşan diğer anlamlar.

Örnek: Bu yol sizi Kırşehir’e götürür. (Yol sözcüğü gerçek anlam)

Terim Anlam

Bilim, sanat, spor ya da meslek alanlarına özgü olan, belirli kavramları karşılayan anlamlar.

Örnek: Türkçe dersinde kökleri öğrendik. (Kök sözcüğü terim anlam)

Mecaz Anlam

Sözcüğün gerçek anlamından uzaklaşarak kazandığı yeni anlamlar.

Örnek: Bu yol sizi başarıya götürür. (Yol sözcüğü yöntem anlamında kullanılmış, mecaz anlam)

Çok Anlamlılık

Sözcüklerin zaman içerisinde farklı durum, olgu ve olayları karşılayacak şekilde kullanılmalarıyla oluşmuştur.

Örnek: çalmak sözcüğü

– Alinin ayakkabılarını çalmışlar. (hırsızlık yapmak)

– zurna çalmak

– yoğurt çalmak (mayalamak)

– Gözleri maviye çalıyordu. (Benzemek, andırmak)

– kapıyı çalmak

Ekmeğe yağ çaldı. (Sürmek)

Eylemsiler 2 (Notlar)

1- Eylemsiler ek-fiil alarak yüklem olabilirler.

Ek fiil tartışma ve konu anlatımı için bağlantıya bakabilirsiniz.

https://kucukgunluk.art.blog/2023/02/27/ek-eylem-nedir-tartisma/

En büyük hobim kitap okumaktır. (İsim- fiil)

Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır. (Sıfat- fiil, yapan kişi gibi düşünün bu kısmı (7. Not da açıklaması var.))

Bu kadar çok üzülmesi seni sevdiğindendir. (Zarf-fiil)

2- Eylemsiler eylem özelliklerini korudukları için yan cümle oluştururlar.

Seni özleyince göreyim dedim. (Burada deme eylemi asli unsur iken özleme eylemi yan unsurdur.)

3- Eylemsiler tamlamalarda tamlayan ya da tamlanan olabilirler.

Arabanın bozulması (tamlanan)

Okumanın (tamlayan) zevki

Gülen (tamlayan) gözler.

4- Kip ve kişi eklerini almazlar.

5- Olumsuzluk ekini alabilirler.

6- Bazı sözcükler eylemsi ekleri bulunmasına rağmen eylemsi özelliğini yitirerek bir varlığın ya da durumun adı olabilirler. Yani kalıcı isim olabilirler. Kalıcı isim mi yoksa eylemsi mi olduğunu ayırmak için cümledeki anlamına bakarız.

Örneğin; Evin girişi kuzeye bakıyor. Cümlesinde ‘giriş’ sözcüğü kalıcı isimdir.

Çocuğun okula girişi beni duygulandırdı. Cümlesinde giriş sözcüğü eylemsidir.

Kalıcı isim olarak kullanılan bazı sözcükler:

Silecek, dolma, yemek, görüş, danışma…

7- Adlaşmış sıfat-fiil

Sıfat tamlamalarında bazen tamlanan kısım düşebilir. Sıfat fiil tamlamalarında da aynı şey olabilir. Böyle durumlarda “kişi, şey” sözcükleri getirilerek tespit edilebilir.

Örn: Öfkeyle kalkan (kişi,şey) zararla oturur. Kalkan sözcüğü adlaşmış sıfat fiildir. Ve bu cümleye göre kişi tamalanan’ı düşmüştür.

Örn: Yanıma geleceğini duyumca çok sevindim. (Burda da geleceği gerçeğini diye düşünebiliriz.)

8- Zarf-fiiller cümleye koşul anlamı katabilirler.

Sende bu azim oldukça tuttuğunu koparırsın. (Bu cümlede oldukça sözcüğü koşul anlamı katmıştır.)

Eylemsiler

Eylemsileri iyi kavrayabilmek için; fiilleri, isimleri, sıfatları ve zarfları iyi kavramak gerekir. Zira eylemsiler de isim, sıfat ve zarf görevinde kullanılırlar. Burda dikkat etmemiz gereken şey eylemsi eki aradığımız sözcüğün kökeninin -kök ya da gövde- fiil olmasıdır. Yani eylemsi aranacak sözcüklerde hareket halinin devam etmesi gerekir.

İsim-fiil’i isimden ayıran şey, sözcüğün kök ya da gövdesinin fiil (eylem) olmasıdır.

Örneğin: “Dikkat önemlidir.” Cümlesinde dikkat isimdir. Kökeninde de fiil yoktur. Ama “Yürümek önemlidir” cümlesinde yürümek sözcüğü isim görevinde kullanılmıştır. Ve kökeni yürü- (mek) fiilidir. Bu sebeple burda eylemsi vardır deriz. Ve isim görevinde kullanıldığı için isim-fiil deriz.

Aynı şekilde “kırmızı kalem” dediğimizde kırmızı ön ad (sıfat)tır. zira kırmızı kalem sıfat tamlamasıdır. Sıfatlar sadece kullanım anında oluşurlar. Aslında birer isimdirler. Yine “tükenmez kalem” dediğimizde de sıfat tamlaması vardır. Şu farkla ki burdaki sıfat olan “tükenmez” sözcüğü köken itibarıyla tüken-(mek) fiilinden gelir. Yani kökeni fiil olan sıfat görevinde kullanılan bir sözcük varsa orda fiilimsi vardır. Sıfat görevinde kullanıldığı için de sıfat-fiil deriz.

Zarf-fiillerde de aynı mantık vardır. Yani zarf görevinde kullanılmış ama kökeni fiil olan bir sözcük arayacağız. Mesela “yemeğini hızlıca yedi“ cümlesinde hızlıca sözcüğü fiile sorulan ‘nasıl’ sorusunu karşıladığı için zarftır. Fakat ‘hızlıca’ sözcüğünün kökeninde fiil yoktur. Ama örneğimiz şöyle olsaydı: “Ödevlerini severek yaptı” Bu cümlede de severek sözcüğü zarftır. Çünkü nasıl yaptı sorusunun cevabıdır. Tek fark ‘severek’ sözcüğünün kökeninde sev-(mek) eylemi vardır. Bu sebeple burda eylemsi vardır deriz. Ve deriz ki zarf görevinde kullanıldığı için zarf fiildir.

Özetle burda dikkat edeceğimiz temel nokta şudur:

Kökeni eylem olan; isim, ön ad (sıfat) ya da zarf arayacağız. Bulduğumuzda o eylemsidir.

Söz Sanatları

Mecaz: Bir kelimenin gerçek anlamından tamamen uzaklaşarak yeni bir anlam kazanmasıdır.

– Cebeci İstasyonu’nda bir tren

– Nefes nefese soluyordu.

Benzetme: Aralarında benzerlik ilgisi bulunan iki varlıktan zayıf olanın güçlüye yaklaştırılmasıdır. Teşbih de denir. Burada özellikle “gibi, misali, sanki, âdeta, andırmak, tıpkı, kadar” gibi kelimeler kullanılabilir.

Benzetmede; benzeyen, kendisine benzetilen, benzetmeyönü ve benzetme edatı olmak üzere dört öge bulunur:

Zeytin(benzetilen)

gibi (benzetme edatı)

siyah (benzetme yönü)

gözlüydü. (benzeyen)

Bazı benzetmelerde bu ögelerin hepsi bulunmayabilir:

Tek başına yaşayan kuşlar

(Benzetilen)

gibi

(Benzetme edatı)

Kişileştirme: İnsanın bir özelliğinin insan dışındaki varlıklar için kullanılmasıdır. Teşhis de denir.

Eski bir kamyon oflaya puflaya çıkıyordu yokuşu

Konuşturma: İnsan dışındaki bir varlığın insan gibi konuşturulmasıdır. Özellikle masal ve fabl metinlerinde görülür. İntak da denir.

– Güneş erkenden uyanan çocuğa, “Merhaba!” dedi.

Not: “Konuşturma” sanatı yapılan her ifadede “kişileştirme” de yapılmıştır. Ancak “kişileştirme” yapılan her ifadede “konuşturma” yapılan her ifade de “konuşturma” yapılmamış olabilir.

Abartma: Sözün etkisini güçlendirmek için bir şeyi olduğundan büyük ya da küçük göstermektir. Mübalağa da denir.

– Yıkanacak dağ gibi bulaşık var.

Not: abartma da olağanüstülük vardır.

Tezat: Karşıt kavramların veya durumların bir arada kullanılmasıyla yapılan sanattır. Karşıtlık ya da zıtlık da denir.

– Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz